Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Büyümek Bazen Anne ve Babayı İlk Kez Anlamaktır

Resim
Sevgili Annem ve Babam,  Bu mektubu yazmak sandığımdan zor oldu. Size ne kızabiliyorum ne de çoğu şeyi görmezden gelebiliyorum. Galiba insan büyüdükçe anne ve babasına dair duygularını tek bir yere koyamıyor. Çocukken bazı şeyleri eksik hissediyor. Büyüyünce nedenlerini anlamaya başlıyor. Sonra ikisinin arasında bir yerde kalıyor. Ben de tam oradayım. Çocukken sizi çok özledim. Şimdi büyüyünce sizi çok daha iyi anlıyorum. Siz de geçtiniz. Siz de hayatı ilk kez yaşıyordunuz.   Anne ve babalar her şeyi biliyor sanılıyor. Hiç korkmuyorlar, yorulmuyorlar. Hiç hata yapmıyorlar gibi geliyor. Sonra bir gün büyüyorsun. Ve onların da yalnız kaldıklarını görüyorsun. Onların da korkuları olduğunu. Onların da bazı geceler uyuyamadığını, hayatla mücadele ettiğini… İşte o gün bakışın değişiyor. Şimdi dönüp geçmişe baktığımda sizi görüyorum. Sadece anne ve babam olarak değil... Elinden geleni yapmaya çalışan iki insan olarak. Çalışıyordunuz. Bir ev geçindirmeye çalışıyordunuz. Bana daha iyi ...

Kendime Bir Mektup: Yıllardır Söyleyemediklerim

Resim
  “Umarım bu satırlarda kendinizden bir iz bulursunuz. Söyleyemediklerinizle karşılaşırsanız şaşırmayın. Bu mektuplar biraz bana, biraz da size ait.”       Aslında bu mektubu çok daha önce yazmalıydım. Yıllardır benimle yaşıyorsunuz. Kimi zaman boğazıma düğümlendiniz. Kimi zaman gözlerimde birikip sessizce aktınız. Bazılarınız bir vedaya aitti. Bazılarınız bir özre. Sizi unuttuğumu sandığım zamanlar oldu. Üzerinizi yeni günlerle, yeni insanlarla, yeni telaşlarla örttüm. Ama gitmediniz. Bir bakışta çıktınız karşıma. Bir şarkıda, gecenin en sessiz saatinde... Bugün sizinle yüzleşmek için buradayım. Söylenmeyen cümleler insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Ve bir gün dönüp kapısını çalıyor. Bu mektuplar da o kapıyı aralamak için. Sevgili Kendim, Sana yazmak, başkalarına yazmaktan daha zor geldi. İnsan en çok kendisine dürüst olmakta zorlanıyor. Yıllarca güçlü görünmeye çalışırken yorulduğunu fark etmedim. Sürekli yetişmeye çalıştığın yerler ve kişiler ...

Sevgili Çocukluğum: İçimizdeki Çocuğa Yazılmış Bir Mektup

Resim
Sevgili Çocukluğum ,  Seni geride bıraktığımı sanmıştım. Meğer valizimi toplarken seni de yanıma almışım. Yıllar geçti. Evler değişti. İnsanlar değişti. Ben değiştim. Ama sen bir yerlerde hep benimle kaldın. Bazen bir korkunun içinde çıktın karşıma. Sebepsiz bir hüzünde. Yıllarca bugünkü beni anlamaya çalıştım. Neden yardım istemekte zorlandığımı... Neden her şeyi tek başıma halletmeye çalıştığımı... Sonra dönüp sana baktım. Ve ilk kez şunu düşündüm: Acaba bütün cevaplar sende miydi? Seni düşündüğümde aklıma beklemek geliyor. Çok bekledin sen. Kapılarda, pencerelerde. Akşam olmasını beklerken. Ailenin eve gelmesini beklerken... Şanslı bir çocuktun aslında. Bir sürü oyuncağın vardı. O zamanlar bunun ne kadar büyük bir şey olduğunu düşünürdüm. Şimdi dönüp bakınca başka bir şey görüyorum. O oyuncaklar yokluğu telafi etme çabasından geliyordu. Annemin de babamın da çalışması gerekiyordu. Hayat bazen insanlara seçim hakkı bırakmıyor. Onlar ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ama ...

İç Sesime Bir Mektup: En Uzun Sohbetimi Seninle Yapıyorum

Resim
  Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Hiç susmuyorsun. Gerçekten. Bir insan yirmi dört saat konuşabilir mi? Meğer konuşabilirmiş. Üstelik çoğu zaman haklı çıkıyorsun. İşte en sinir bozucu tarafın da bu. Ben görmezden gelmeye çalışıyorum. Sen konuşuyorsun. Ben susturmaya çalışıyorum. Sen daha yüksek sesle konuşuyorsun. Ben "Abartıyorsun." diyorum. Sen köşede oturup haklı çıkacağın günü bekliyorsun. Ve maalesef çoğu zaman beklediğine değiyor. Bana çok konuştuğumu söylüyorlar. Seni tanımıyorlar ki. Kalabalık çalışıyoruz. Bir karar verirken bile tek başıma değilim. Sen varsın. Endişelerim var. Mantığım var. Kalbim var. Bir de hepsinin birbirine karıştığı toplantılar var. Bazen doğruları söylüyorsun. Ama dürüst olayım... Dinlemek istemediğim zamanlarda bir kapatma tuşun olmalı. Yine de iyi ki varsın. Çünkü herkes giderse gider. Sen kalıyorsun.   Keşke biraz tatile çıksan ama... Gitmiyorsun. Bazen canımı sıksan da... Uykumu kaçırsan da... Aklımı karıştırsan da... En uzun sohbetimi...

Kadınlara Bir Mektup: Güçlü Bir Hayat İçin Unutmamanız Gerekenler

Resim
Size hayatı öğretmeye çalışacak kadar çok şey bildiğimi düşünmüyorum. Hâlâ hata yapıyorum. Hâlâ yanılıyorum. Hâlâ bazı geceler ne yaptığımı bilmeden uyuyorum. Ama yıllar içinde öğrendiğim birkaç şey var. Bunlardan ilki şu: Kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğrenin. Bunu gurur için söylemiyorum. İnat için de değil. Özgürlük için söylüyorum. Bir gün bir karar vermeniz gerektiğinde, o kararı korkudan değil, gerçekten istediğiniz için verebilin diye. Bir kapıyı kapatmanız gerektiğinde aç kalırım korkusu yaşamayın diye. Bir yere gitmek istediğinizde izin beklemeyin diye. Bir kadın kendi parasını kazandığında yalnızca para kazanmış olmuyor. Biraz cesaret kazanıyor. Biraz seçim hakkı. Biraz da özgürlük. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmenin verdiği o sessiz gücü... İşte onu kazanıyor. Kendinize ait bir atınız olsun kadınlar. Gerçek bir at olmak zorunda değil. Bir meslek olabilir. Bir yetenek. Bir diploma. Bir iş. Bir hayal. Ama sizi bir yere taşıyacak bir şeyiniz mutlaka olsun. Hayat ba...

Erkeklere Bir Mektup: Kadınlar Aslında Sizden Ne Bekliyor?

Resim
Sizinle kavga etmeye gelmedim. Birkaç şeyi konuşmaya geldim. Çünkü yıllar içinde şunu fark ettim: Kadınlarla erkekler çoğu zaman aynı şeyleri hissedip farklı diller konuşuyor. Birbirimizi anlamaktan çok, birbirimize haklı çıkmaya çalışıyoruz. Belki bu yüzden bu kadar yoruluyoruz. Sizi uzun süre anlamadığımı düşündüm. Sonra dönüp çocukluğunuza baktım. Ve bazı şeyler yerine oturmaya başladı. Çoğunuza daha küçük yaşlarda güçlü olmanız öğretildi . Ağlamamanız... Korkmamanız... Üzülmemeniz... Sanki insan olmanın bazı parçaları sizden erkenden alınmış gibi... Sonra büyüdünüz. Ama duygularınızla ne yapacağınızı kimse öğretmedi . Canınız yandığında nasıl konuşacağınızı... Korktuğunuzda nasıl anlatacağınızı... Yorulduğunuzda nasıl yardım isteyeceğinizi... Belki bu yüzden bazılarınız sessizleşiyor. Bazılarınız öfkeleniyor, uzaklaşıyor. Kimileri de hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Ama hiçbir şey olmamış gibi davranmak, hiçbir şey hissetmemek anlamına gelmiyor. Bir kadının sizden mükemmel ol...

Telaş Çağı: Neden Sürekli Bir Yere Yetişmeye Çalışıyoruz?

Resim
Bir yere yetişmeye çalışıyormuşuz gibi yaşıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz başlıyor telaş. Cevaplanacak mesajlar, yetişilecek işler, bitirilecek görevler, gidilecek yerler... Bir kafede hesabı ödediğimizde para üstünün hemen verilmesini bekliyoruz. Trafikte birkaç saniye fazla beklediğimizde sabırsızlanıyoruz. İnternet yavaşladığında sinirleniyoruz. Bir videonun giriş kısmını bile atlayıp sonuca ulaşmak istiyoruz. Yavaş olan her şey bize zaman kaybı gibi geliyor. Sanırım bu yüzden hayatın kendisini kaçırıyoruz. Çünkü hızlı yaşamaya o kadar alıştık ki artık yolun kendisiyle ilgilenmiyoruz. Gözümüz sürekli varılacak yerde: Bir sonraki sınavda... Bir sonraki maaşta... Bir sonraki tatilde... Bir sonraki başarıda... Sürekli ileriyi düşünüyoruz. Fakat insanın bütün dikkati varacağı yere çevrildiğinde, geçtiği yolu görmesi zorlaşıyor. Geçen gün sokakta yürürken önümden bir adam geçti. Bir elinde telefonu, diğer elinde kahvesi vardı. Başını bir kez olsun kaldırmadı. Yol boyunca ...

Namusun Ağırlığı: Neden Hep Kadınlar Taşımak Zorunda Kalıyor?

Resim
  Kelimelerin Taşıdığı Yük Bazı kelimeler vardır; yalnızca anlam taşımazlar. Yük taşırlar. Namus da onlardan biridir. Ben bu kelimeyi bir kitapta okumadım. Bir kadının susuşunda gördüm. Bir annenin kızına ettiği tembihte duydum. Bir bakışın içinde hissettim. Çocukluğumdan beri bana namuslu olmanın ne kadar önemli olduğu anlatıldı. Nasıl oturmam gerektiği... Nasıl konuşmam gerektiği... Nasıl gülmem gerektiği... Kimlerle görüşmem, nerelere gitmem, saat kaçta eve dönmem gerektiği... Bunların hepsi öğretildi. Fakat kimse bana şunu anlatmadı: Namus neden hep benim üzerimdeydi? Neden bir kız çocuğu daha küçücük yaşlarda ailesinin, sokağın, mahallenin ve hatta hiç tanımadığı insanların taşıdığı bir emanete dönüştürülüyordu? Ve neden bu emanetin ağırlığı yalnızca onun omuzlarına bırakılıyordu? Yıllar geçtikçe fark ettim ki bazı toplumlarda namus, bir insanın karakteri olmaktan çıkıp bir kadının hareketlerine indirgeniyor. Oysa dürüstlük de namustur. Vicdan da namustur. İnsana zara...