Telaş Çağı: Neden Sürekli Bir Yere Yetişmeye Çalışıyoruz?
Bir yere yetişmeye çalışıyormuşuz gibi yaşıyoruz.
Sabah gözümüzü açar açmaz
başlıyor telaş. Cevaplanacak mesajlar, yetişilecek işler, bitirilecek görevler,
gidilecek yerler...
Bir kafede hesabı
ödediğimizde para üstünün hemen verilmesini bekliyoruz. Trafikte birkaç saniye
fazla beklediğimizde sabırsızlanıyoruz. İnternet yavaşladığında sinirleniyoruz.
Bir videonun giriş kısmını bile atlayıp sonuca ulaşmak istiyoruz.
Yavaş olan her şey bize zaman
kaybı gibi geliyor. Sanırım bu yüzden hayatın kendisini kaçırıyoruz. Çünkü
hızlı yaşamaya o kadar alıştık ki artık yolun kendisiyle ilgilenmiyoruz.
Gözümüz sürekli varılacak yerde:
Bir
sonraki sınavda...
Bir sonraki maaşta...
Bir sonraki tatilde...
Bir sonraki başarıda...
Sürekli ileriyi düşünüyoruz.
Fakat insanın bütün dikkati varacağı yere çevrildiğinde, geçtiği yolu görmesi
zorlaşıyor.
Geçen gün sokakta yürürken
önümden bir adam geçti. Bir elinde telefonu, diğer elinde kahvesi vardı. Başını
bir kez olsun kaldırmadı. Yol boyunca gözleri ekrandaydı. Yanından geçtiği
ağacı gördü mü bilmiyorum. Gökyüzüne baktı mı onu da bilmiyorum. Ama şunu
düşündüm: Muhtemelen eve vardığında yürüdüğü o yola dair hatırladığı hiçbir şey
olmayacaktı. Çünkü bedeni oradaydı ama dikkati başka bir yerdeydi. İşte bu
yüzden artık keşfetmiyoruz.
Sokakta yürürken başımızı
kaldırıp etrafımıza bakmıyoruz. Yanımızdan geçen hayatı fark etmiyoruz. Bir
ağacın mevsimle birlikte değişen rengini, bir çocuğun kahkahasını, gün
batımının gökyüzüne bıraktığı izleri çoğu zaman görmeden geçiyoruz. Görsek bile
üzerinde durmuyoruz.
Bir tabloya baktığımızda
ressamın ne anlatmak istediğini düşünmüyoruz. Bir kitabı okurken cümlelerin
içinde dolaşmıyoruz. Bir şehri gezerken onun ruhunu tanımıyoruz. Her şeyi
görüyoruz ama çok az şeyi gerçekten fark ediyoruz.
Bence bu yalnızca bireysel
bir sorun değil. Artık dünyanın ortak telaşı bu.
O kadar çok uyarıcıyla
çevriliyiz ki zihnimiz hiçbir yerde uzun süre kalamıyor. Telefonlar,
bildirimler, haberler, ekranlar, yetişmesi gereken işler...
Bir düşünce daha tamamlanmadan
yenisi geliyor. Bir duygu daha hissedilemeden başka bir konu dikkatimizi
çekiyor.
Durmuyoruz. Derinleşmiyoruz.
Beklemiyoruz.
Bu yüzden günümüz insanı hiç
olmadığı kadar meşgul ama hiç olmadığı kadar yorgun. Çünkü sürekli hareket
etmek yaşamak anlamına gelmiyor.
Bazı ülkelere, bazı şehirlere
ya da bazı insanlara baktığınızda zamanın daha yavaş aktığını hissedersiniz.
Ekonomik olarak kusursuz değildir belki o yerler. Ama insanlar kahvelerini
içerken gerçekten kahve içerler. Sohbet ederken saate bakmazlar. Yürürken
yalnızca yürürler.
Biz ise çoğu zaman
dinlenirken bile yetişmeye çalışıyoruz. Boş kaldığımızda suçluluk hissediyoruz.
Bir şey yapmadığımızda geri kalıyormuşuz gibi düşünüyoruz. Oysa hayat bir yarış
değil.
Kimsenin madalya kazanmadığı bir koşuda nefes nefese kalıyoruz.
Asıl eksik olan şey zaman
değil. Dikkat.
Hayat geçmiyor aslında. Biz
onun yanından hızla geçip gidiyoruz. Ve bazen insanın yapması gereken şey daha
hızlı koşmak değil, biraz durmaktır.
Çünkü insan ancak
yavaşladığında etrafını görebilir. Ancak durduğunda duyabilir. Ancak
sakinleştiğinde hissedebilir.
Belki de hayat peşinden koştuğumuz yerde değil, durup
baktığımız yerde bizi bekliyordur.

Yorumlar
Yorum Gönder