Kayıtlar

Sevgili İçimdeki Ses,

  Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Hiç susmuyorsun. Gerçekten. Bir insan yirmi dört saat konuşabilir mi? Meğer konuşabilirmiş. Üstelik çoğu zaman haklı çıkıyorsun. İşte en sinir bozucu tarafın da bu. Ben görmezden gelmeye çalışıyorum. Sen konuşuyorsun. Ben susturmaya çalışıyorum. Sen daha yüksek sesle konuşuyorsun. Ben "Abartıyorsun." diyorum. Sen köşede oturup haklı çıkacağın günü bekliyorsun. Ve maalesef çoğu zaman beklediğine değiyor. Bana çok konuştuğumu söylüyorlar. Seni tanımıyorlar ki. Kalabalık çalışıyoruz. Bir karar verirken bile tek başıma değilim. Sen varsın. Endişelerim var. Mantığım var. Kalbim var. Bir de hepsinin birbirine karıştığı toplantılar var. Bazen doğruları söylüyorsun. Ama dürüst olayım... Dinlemek istemediğim zamanlarda bir kapatma tuşun olmalı. Yine de iyi ki varsın. Çünkü herkes giderse gider. Sen kalıyorsun.   Keşke biraz tatile çıksan ama... Gitmiyorsun. Bazen canımı sıksan da... Uykumu kaçırsan da... Aklımı karıştırsan da... En uzun sohbeti...

Sevgili Kadınlar

  Size hayatı öğretmeye çalışacak kadar çok şey bildiğimi düşünmüyorum. Hâlâ hata yapıyorum. Hâlâ yanılıyorum. Hâlâ bazı geceler ne yaptığımı bilmeden uyuyorum. Ama yıllar içinde öğrendiğim birkaç şey var. Bunlardan ilki şu: Kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğrenin. Bunu gurur için söylemiyorum. İnat için de değil. Özgürlük için söylüyorum. Bir gün bir karar vermeniz gerektiğinde, o kararı korkudan değil, gerçekten istediğiniz için verebilin diye. Bir kapıyı kapatmanız gerektiğinde aç kalırım korkusu yaşamayın diye. Bir yere gitmek istediğinizde izin beklemeyin diye. Bir kadın kendi parasını kazandığında yalnızca para kazanmış olmuyor. Biraz cesaret kazanıyor. Biraz seçim hakkı. Biraz da özgürlük. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmenin verdiği o sessiz gücü... İşte onu kazanıyor. Kendinize ait bir atınız olsun kadınlar. Gerçek bir at olmak zorunda değil. Bir meslek olabilir. Bir yetenek. Bir diploma. Bir iş. Bir hayal. Ama sizi bir yere taşıyacak bir şeyiniz mutlaka olsun. Hay...

Sevgili Erkekler,

  Sizinle kavga etmeye gelmedim. Birkaç şeyi konuşmaya geldim. Çünkü yıllar içinde şunu fark ettim: Kadınlarla erkekler çoğu zaman aynı şeyleri hissedip farklı diller konuşuyor. Birbirimizi anlamaktan çok, birbirimize haklı çıkmaya çalışıyoruz. Belki bu yüzden bu kadar yoruluyoruz. Sizi uzun süre anlamadığımı düşündüm. Sonra dönüp çocukluğunuza baktım. Ve bazı şeyler yerine oturmaya başladı. Çoğunuza daha küçük yaşlarda güçlü olmanız öğretildi. Ağlamamanız... Korkmamanız... Üzülmemeniz... Sanki insan olmanın bazı parçaları sizden erkenden alınmış gibi... Sonra büyüdünüz. Ama duygularınızla ne yapacağınızı kimse öğretmedi. Canınız yandığında nasıl konuşacağınızı... Korktuğunuzda nasıl anlatacağınızı... Yorulduğunuzda nasıl yardım isteyeceğinizi... Belki bu yüzden bazılarınız sessizleşiyor. Bazılarınız öfkeleniyor, uzaklaşıyor. Kimileri de hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Ama hiçbir şey olmamış gibi davranmak, hiçbir şey hissetmemek anlamına gelmiyor. Bir kadının sizden mükemmel...

Telaş Çağı: Neden Sürekli Bir Yere Yetişmeye Çalışıyoruz?

Resim
Bir yere yetişmeye çalışıyormuşuz gibi yaşıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz başlıyor telaş. Cevaplanacak mesajlar, yetişilecek işler, bitirilecek görevler, gidilecek yerler... Bir kafede hesabı ödediğimizde para üstünün hemen verilmesini bekliyoruz. Trafikte birkaç saniye fazla beklediğimizde sabırsızlanıyoruz. İnternet yavaşladığında sinirleniyoruz. Bir videonun giriş kısmını bile atlayıp sonuca ulaşmak istiyoruz. Yavaş olan her şey bize zaman kaybı gibi geliyor. Sanırım bu yüzden hayatın kendisini kaçırıyoruz. Çünkü hızlı yaşamaya o kadar alıştık ki artık yolun kendisiyle ilgilenmiyoruz. Gözümüz sürekli varılacak yerde: Bir sonraki sınavda... Bir sonraki maaşta... Bir sonraki tatilde... Bir sonraki başarıda... Sürekli ileriyi düşünüyoruz. Fakat insanın bütün dikkati varacağı yere çevrildiğinde, geçtiği yolu görmesi zorlaşıyor. Geçen gün sokakta yürürken önümden bir adam geçti. Bir elinde telefonu, diğer elinde kahvesi vardı. Başını bir kez olsun kaldırmadı. Yol boyunca ...

Namusun Ağırlığı: Neden Hep Kadınlar Taşımak Zorunda Kalıyor?

Resim
  Kelimelerin Taşıdığı Yük Bazı kelimeler vardır; yalnızca anlam taşımazlar. Yük taşırlar. Namus da onlardan biridir. Ben bu kelimeyi bir kitapta okumadım. Bir kadının susuşunda gördüm. Bir annenin kızına ettiği tembihte duydum. Bir bakışın içinde hissettim. Çocukluğumdan beri bana namuslu olmanın ne kadar önemli olduğu anlatıldı. Nasıl oturmam gerektiği... Nasıl konuşmam gerektiği... Nasıl gülmem gerektiği... Kimlerle görüşmem, nerelere gitmem, saat kaçta eve dönmem gerektiği... Bunların hepsi öğretildi. Fakat kimse bana şunu anlatmadı: Namus neden hep benim üzerimdeydi? Neden bir kız çocuğu daha küçücük yaşlarda ailesinin, sokağın, mahallenin ve hatta hiç tanımadığı insanların taşıdığı bir emanete dönüştürülüyordu? Ve neden bu emanetin ağırlığı yalnızca onun omuzlarına bırakılıyordu? Yıllar geçtikçe fark ettim ki bazı toplumlarda namus, bir insanın karakteri olmaktan çıkıp bir kadının hareketlerine indirgeniyor. Oysa dürüstlük de namustur. Vicdan da namustur. İnsana zara...

Tesadüf Dediğimiz Şey: Karşılaşmaların, Ayrılıkların ve Hayatın Gizli İşaretlerinin Hikâyesi

Resim
Hayatın bazı anları vardır; yaşanırken sıradan görünür. Kaçırılan bir otobüs, yanlış çevrilen bir telefon numarası, yağmurlu bir günde sığınılan bir kitabevi ya da yıllardır açılmayan bir çekmeceden çıkan eski bir fotoğraf... İlk bakışta bunlar yalnızca gündelik hayatın küçük ayrıntılarıdır. Oysa kimi zaman saniyeler içinde yaşanan bir rastlantı, yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk satırına dönüşebilir. İnsan zihni olup biten her şeye bir anlam arar. Bu yüzden bazı karşılaşmaları kader, bazı ayrılıkları ise tesadüf olarak adlandırırız. Belki de ikisi arasında sandığımız kadar büyük bir mesafe yoktur. Çünkü hayat, en köklü değişimlerini çoğu zaman sessizce gerçekleştirir. Bir otobüsü kaçırırız ve buna üzülürüz. Yıllar sonra dönüp baktığımızda ise kaçırdığımız şeyin bizi yanlış bir yoldan uzaklaştırdığını fark ederiz. Yağmurdan korunmak için girdiğimiz bir dükkânda hayatımızı değiştirecek bir kitapla karşılaşırız. Bazen de bir yabancının ağzından çıkan tek bir cümle, içimizde yıllar...

Yüz Tanıma Sistemi Bunu Açamadı | Kübizm, Picasso ve Modern Sanat Üzerine Absürt Bir Deneme

Resim
Kübizme bir türlü tam saygı duyamıyorum. Bir insanın aynı anda hem yandan hem önden çizilmesini normal karşılamam bekleniyor ama ben hâlâ markette kasiyere yanlışlıkla “iyi dersler” deyince utanıyorum. Bence Picasso biraz fazla özgüvenliydi. Bir gün oturup bir kadının burnunu kulağının yanına çizmiş ve insanlar da: “Vay be toplum eleştirisi” demiş. Hayır belki sadece canı öyle istedi. Sanat tarihinde bazı şeylerin insanların anlam veremediği için derin kabul edildiğini düşünüyorum. Bir tabloya bakıyorsun. Kadının iki gözü de farklı ilçelerde. Bir gözü kalk gidelim diyor, öteki gözü bok yeme otur. Ama kimse bir şey diyemiyor çünkü herkes anlamış gibi yapmak zorunda. Birisi çıkıp: “Abi bu ne?” dese bütün büyü bozulacak sanki. Kübizm biraz toplu halde gaslighting gibi geliyor bana bazen. Neymiş, kırılmış aynadan kendine bakmak gibiymiş. Kırılmış aynadan kendini neden böyle görüyorsun peki? Belki önce bir psikoloğa görünmek gerekiyordur. Ben kırılmış aynadan ke...