Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Genç Werther ve Modern Yalnızlık: Ait Olamayan Ruhların Hikâyesi

Resim
Kitabı bitirdiğimde içimde yalnızca bir aşk hikâyesinin hüznü kalmadı. Beni asıl etkileyen, duygularını yoğun yaşayan bir insanın yavaş yavaş hayattan kopuşunu izlemek oldu. Werther ’i okurken insan yalnızca bir karakterin acısına tanık olmuyor; aynı zamanda dünyaya sığamayan bir ruhun sessiz çöküşünü görüyor. Bazı satırlarda kendimi yakaladığımı da fark ettim. Kitap kapandığında geriye sadece üzüntü değil, derin bir boşluk hissi kalıyor. Çünkü Werther’in yaşadığı şey, yalnızca ona ait değil aslında. Birçok kişi bu romanı karşılıksız aşk üzerinden okur. Elbette Lotte , Werther’in hayatında önemli bir yere sahiptir. Ancak bana göre Werther’in asıl acısı sevememek ya da kavuşamamak değildir. Lotte, onun içindeki eksikliğin ortaya çıkmasına sebep olan bir aynadır sadece. Werther’in temel meselesi, ait olamamak ve kendine yaşayabileceği bir yer bulamamaktır. Romanın başındaki Werther ile sonundaki hâli arasında büyük bir fark vardır. Başlangıçta doğadan keyif alan, insanlara sevgiyle...

Ne Zor Şeymiş Sevilmek?

Resim
Ne zor şeymiş sevilmek. Ama galiba benim için zor şeymiş. Çünkü baktım, hiçbir şey yapmadan sevilen insanlar da var. Ben ise sevilmek için hep biraz daha uğraşmışım. S anki sınava girer gibi çalışmışım. Daha anlayışlı olayım, daha sabırlı olayım, daha az sorun çıkarayım... Sanki biraz daha iyi olursam sevilecekmişim gibi. Meğer bazı insanlar ne yaparsan yap sevemezmiş. Bazıları ise hiçbir şey yapmadan sevilirmiş. Beni olduğum gibi sevmediler, performans beklediler. Ben de bunu uzun süre sevgi sandım. Ben neden hep çabaladım? Sevildiği zaman çiçek açan insanları görünce, belki benim bahçeme de bir gün bahar gelir sandığımdan olabilir. İnsan bazen sevilmeyi değil, sevilince nasıl biri olacağını hayal ediyor. Benimkisi biraz da oymuş. Sevilme arzusunun psikolojik tarafı da var elbette. Bu sorunun cevabı çoğu zaman yalnızca yanlış insanlara denk gelmek değil. Genelde kökü, insanın değer görme biçiminde yatıyor. Bazılarımız sevgiyi doğal bir şey gibi değil, emek verilerek kazanılan bir ödül...

İnsan Yaşamadığı Şeyin Cahilidir

Resim
İnsan yaşamadığı şeyin cahilidir.  Çünkü uzaktan herkesin hayatı kolay görünür. Hepimiz bazı konularda biraz cahiliz. Bu ne demek oluyor diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Öncelikle bizler her konu hakkında mutlaka bilgisi olan bir milletiz. :) Daha önce deneyimlemediğimiz konular hakkında yorum yapmak, hatta akıl vermek bizim en önemli özelliklerimizden biri. Çok seviyoruz değil mi bilmediğimiz konular hakkında konuşmayı? Bazen okuduğumuz, dinlediğimiz ya da sosyal medyada gördüğümüz şeyleri kendi fikrimiz gibi sunmayı da severiz. Doğru ya da yanlış olmasını boş verdim, teorinin gerçek hayatla pek ilgisi olmadığı da bilinen bir gerçek. Çünkü yaşanmayan hiçbir şey tam bilinmez. Dışarıdan görünenle içinde yaşanan aynı şey değildir. Uzaktan çocuk yetiştirmek kolaydır mesela. Başkasının evliliğinde çözüm üretmek de öyle. Herkesin ilişkisine sabır tavsiye edilir ama kimse o evin sessizliğini bilmez. Yas tutan birine “Boş ver geçer, sağlıklısın ya buna şükret” demek de bunlardan biridir. K...

Sınırların Ötesinde: İnsan Kendine Çizilen Sınırları Ne Zaman Fark Eder?

Resim
  İnsan çoğu zaman kendisine çizilen sınırların içinde büyür. Bu sınırlar bazen ailelerin beklentileri, bazen toplumun sessiz ama ısrarcı kuralları, bazen de kişinin içine yerleştirdiği korkulardır. Başlangıçta fark edilmeyen bu sınırlar zamanla bir yaşam biçimine dönüşür. İnsan, kendi hayatının içinde ne kadar yer kapladığını sorgulamayı unutur. Oysa bazı anlar vardır ki insan, kendisine biçilen yerin dar geldiğini hisseder. Bu his her zaman büyük bir krizle gelmez. Bazen bir cümlenin içinde, bazen bir bakışta, bazen de başkasının hayatına duyulan sessiz bir hayranlıkta ortaya çıkar. İnsan o an fark eder ki kendisine verilen rol, kendisinin bütünü değildir. Toplum çoğu zaman insanı anlaşılır ve yönetilebilir kalıplara yerleştirmek ister. Kadın için çizilen roller, erkek için beklenen davranışlar, genç için uygun görülen hedefler vardır. Bu düzenin içinde herkesin bir yeri belirlenmiştir. Ancak insan ruhu bu sabitliğe her zaman uyum sağlayamaz. Çünkü insan genişlemek isteyen bi...

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Resim
   Sevgi, insandan başka şeylere verildiğinde daha berraktır. Bir çiçeği severken karşılık beklenmez. Gökyüzünü severken terk edilme korkusu duyulmaz. Bu yüzden sevgi , böyle zamanlarda daha saf görünür; sessiz, zarif ve hafif. Fakat sevgi insana yöneldiğinde değişir. İnsan, sevginin içine korkularını, beklentilerini ve eksikliklerini katar. Sevmek ile sahip olmayı birbirine karıştırır. Kıskançlığı sevgi, bağımlılığı aşk sanır. Oysa bunlar sevginin kendisi değil, yalnızca gölgesidir. Yine de bütün gölgelerine rağmen sevgi, hayatın en güzel rüyasıdır. İçine düşen bir ışık gibi insanı hafifleten, olduğu yerden çözüp özgürleştiren bir histir. Belki de bu yüzden insan ondan kolay kolay vazgeçemez. Bazı hikâyeler yüksek sesle anlatılmaz. Çünkü adı söylense küçülür, detayı verilse herkesleşir. Oysa bazı şeyler yalnızca iki kişinin bildiği kadar gerçektir. Kimileri hayatına gürültüyle girmez. Yavaş yavaş yerleşir içine. Bir cümlenin arasına saklanır, bir şarkının nakaratında belirir,...

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Resim
Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak İnsan bazen kalabalık bir evin içinde bile kendini yalnız hissedebilir. Üstelik bu yalnızlık yabancılar arasında değil, en yakınında duran insanın yanında ortaya çıkar. Çünkü bazı evliliklerde iki kişi aynı hayatı paylaşır ama aynı tarafta durmaz. İşte o zaman evlilik, birlikte kurulan bir hayat olmaktan çıkar; yan yana fakat ayrı yaşanan bir düzene dönüşür. Evlilik üzerine konuşurken sıkça şu cümle kurulur: “Evlilik iki kişinin bir hayat kurmasıdır.” Oysa mesele yalnızca aynı çatı altında yaşamak değildir. Asıl mesele, gerçekten “biz” olabilmektir. Çünkü evlilikle birlikte hayata yalnızca bir insan eklenmez; aynı zamanda yeni bir aile kurulur. Ve bu yeni yapının merkezinde artık iki kişi vardır. Bu bilince sahip olan insanlar zor zamanlarda bile partnerlerinin yanında durmayı başarır. Üstelik bu duruş yalnızca eşlerine değil, çevrelerine de güçlü bir mesaj verir. Ailelerin gelin ya da damada yaklaşımı da çoğu zaman bu sınırlar içinde şekille...

Kendine Biçilen Yerden Taşmak

Resim
Kadın olmak, bana anlatıldığı gibi yalnızca var olmak değildi. Bunu bana öğrettiklerinde değil; susmam gereken yerleri öğrendiğimde anladım. Ne zaman fazla olduğumu, ne kadarının “yeterli” sayıldığını, hangi cümlede eksilmem gerektiğini öğrendiğimde... İnsan bazen kendine biçilen yer kadar var olabiliyormuş ve en çok da o yerin dışına taştığında fark ediyormuş kendini. Bir gün, aynı şeyi savunduğumu sandığım kadınlarla aynı masada oturdum. Kelimelerimiz benzerdi, cümlelerimiz tanıdıktı ama bakışlarımız birbirimizi tartıyordu. Sanki kim daha az kırılmış, kim daha çok dayanmış, kim daha “doğru” yaşamış; sessizce ölçülüyordu. İşte o an fark ettim: Aynı yerden yaralananlar bile birbirine her zaman merhem olmuyordu. Çünkü kadın, yalnızca erkekle değil; bazen en yakınıyla da sınanıyordu. Ve bazen en derin yaralar, en tanıdık ellerden geliyordu. En yakınım sandığım gözlerde bile, başardığım her şeyin ardından ince bir gölge gördüm. Sevinç değildi bu; daha çok duraksayan bir bakış, içten içe...