Sevgili Çocukluğum: İçimizdeki Çocuğa Yazılmış Bir Mektup
Sevgili Çocukluğum, Seni geride
bıraktığımı sanmıştım. Meğer valizimi toplarken seni de yanıma almışım. Yıllar
geçti. Evler değişti. İnsanlar değişti. Ben değiştim. Ama sen bir yerlerde hep
benimle kaldın. Bazen bir korkunun içinde çıktın karşıma. Sebepsiz bir hüzünde.
Yıllarca bugünkü beni anlamaya çalıştım. Neden yardım istemekte zorlandığımı...
Neden her şeyi tek başıma halletmeye çalıştığımı... Sonra dönüp sana baktım. Ve
ilk kez şunu düşündüm: Acaba bütün cevaplar sende miydi?
Seni
düşündüğümde aklıma beklemek geliyor. Çok bekledin sen. Kapılarda,
pencerelerde. Akşam olmasını beklerken. Ailenin eve gelmesini beklerken...
Şanslı bir
çocuktun aslında. Bir sürü oyuncağın vardı. O zamanlar bunun ne kadar büyük bir
şey olduğunu düşünürdüm. Şimdi dönüp bakınca başka bir şey görüyorum. O
oyuncaklar yokluğu telafi etme çabasından geliyordu. Annemin de babamın da
çalışması gerekiyordu. Hayat bazen insanlara seçim hakkı bırakmıyor. Onlar
ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ama bir çocuğun bildiği şey bu olmuyor.
Çocuk sadece bekliyor. Sanırım o oyuncaklar eve geç kalınan günlerin özrüydü.
Belki de "Yanında olamıyoruz ama seni seviyoruz." demenin başka bir
yoluydu. Ama korktuğu için yorganın altında saklanan bir çocuğun oyuncağa değil,
insana ihtiyacı oluyor. Şimdi dönüp baktığımda en çok buna üzülüyorum. Korkmana
değil... Korkarken bunu tek başına yaşamana. Ne garip değil mi? Bazı çocuklar
korkularını anlatmayı değil, korkularıyla yaşamayı öğreniyor. Bazıları
üzüldüğünde susmayı. Bazıları ihtiyaç duyduğunda beklemeyi. Kimileri de yük
olmamayı. Belki sen de onlardan biriydin.
Okulun ilk
günü geliyor aklıma. Annem harçlığımı vermişti. Tembihlerini de yapmıştı. Ve
işe gitti. Herkes ağlıyordu. Ben ağlamadım. Çünkü annemin işe gitmesi gerekiyordu.
Kime, ne diye ağlayacaktım ki? Galiba o gün çocukluğundan küçük bir parçayı
daha sessizce cebine koyup büyüdün. Kimi çocuklar yaşlarından önce büyüyor. Kimse
onlara bunu öğretmiyor belki. Ama şartlar öğretiyor. Evdeki sessizlikler... Bitmeyen
sorumluluklar. Hissedilen ama konuşulmayan şeyler. Bir çocuğa çocukluğunu
unutturabiliyor. Ve bir gün o çocuk, fark etmeden evin en olgun insanına
dönüşüyor. Herkes onun ne kadar güçlü olduğundan bahsediyor. Fakat kimse ona
güçlü olmak isteyip istemediğini sormuyor.
Sen de
sustun. Çok sustun. Bir bakışla oturduğu yere oturan çocuklardan oldun. Ne
kadar az konuşursan, ne kadar az istersen, ne kadar az yer kaplarsan o kadar az
sorun çıkaracağını düşündün. Belki bu yüzden yıllar sonra bile yardım istemekte
zorlandın. Çocukken öğrendiğimiz şeyler büyüyünce yükümüz oluyor. Kimseye
ihtiyaç duymamayı öğreniyoruz. Sonra yalnızlaşıyoruz. Duygularımızı saklamayı
öğreniyoruz. Ne hissettiğimizi anlamakta zorlanıyoruz. Her şeyi tek başımıza
taşımayı öğreniyoruz. Yorulduğumuzu bile fark etmiyoruz. Ve yıllar sonra dönüp
kendimize şu soruyu soruyoruz: Ben neden böyleyim? Belki cevap sandığımız kadar
karmaşık değildir. Belki bir zamanlar kendini korumaya çalışan küçük bir
çocuğun aldığı kararlar hâlâ bizimle yaşıyordur. Ama bütün hikâye bundan ibaret
değil. Çünkü o sessizliğin içinde güzel şeyler de büyüdü. Hayal kurmayı
öğrendin. Kendi kendine yetmeyi. Yıkıldıktan sonra ayağa kalkmayı. Ve
insanların görmediği yerlerde bile umut etmeyi. Şimdi dönüp sana baktığımda
sana kızamıyorum çocuk. Tam tersine... Kalbinden öpmek geliyor içimden. Sana
kocaman sarılmak. Ve kulağına şunu söylemek: Geçecek. Şu an inanmayacaksın
biliyorum. Ama geçecek. Bir gün büyüyeceksin. Ve seni anlamaya çalışan ilk kişi
yine sen olacaksın. Kendini suçlamayan, yargılamayan, "abartıyorsun" demeyen
ilk kişi... Sen olacaksın.
Biz büyüdük
çocuk. Hem de sandığından daha güçlü olduk. Ama artık güçlü olmakla sessiz
kalmayı karıştırmıyoruz. Çoğunu
hâlâ uygulamakta zorlansak da öğrendik: Güçlü olmak
her şeyi tek başına taşımak değilmiş, gerektiğinde yardım isteyebilmekmiş, korktuğunu
söyleyebilmekmiş. Yıllardır aradığımız cevap belki de hep burada saklıydı.
Sevgiyle,
Kendin
Yorumlar
Yorum Gönder