Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tesadüf Dediğimiz Şey: Karşılaşmaların, Ayrılıkların ve Hayatın Gizli İşaretlerinin Hikâyesi

Resim
Hayatın bazı anları vardır; yaşanırken sıradan görünür. Kaçırılan bir otobüs, yanlış çevrilen bir telefon numarası, yağmurlu bir günde sığınılan bir kitabevi ya da yıllardır açılmayan bir çekmeceden çıkan eski bir fotoğraf... İlk bakışta bunlar yalnızca gündelik hayatın küçük ayrıntılarıdır. Oysa kimi zaman saniyeler içinde yaşanan bir rastlantı, yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk satırına dönüşebilir. İnsan zihni olup biten her şeye bir anlam arar. Bu yüzden bazı karşılaşmaları kader, bazı ayrılıkları ise tesadüf olarak adlandırırız. Belki de ikisi arasında sandığımız kadar büyük bir mesafe yoktur. Çünkü hayat, en köklü değişimlerini çoğu zaman sessizce gerçekleştirir. Bir otobüsü kaçırırız ve buna üzülürüz. Yıllar sonra dönüp baktığımızda ise kaçırdığımız şeyin bizi yanlış bir yoldan uzaklaştırdığını fark ederiz. Yağmurdan korunmak için girdiğimiz bir dükkânda hayatımızı değiştirecek bir kitapla karşılaşırız. Bazen de bir yabancının ağzından çıkan tek bir cümle, içimizde yıllar...

Yüz Tanıma Sistemi Bunu Açamadı | Kübizm, Picasso ve Modern Sanat Üzerine Absürt Bir Deneme

Resim
Kübizme bir türlü tam saygı duyamıyorum. Bir insanın aynı anda hem yandan hem önden çizilmesini normal karşılamam bekleniyor ama ben hâlâ markette kasiyere yanlışlıkla “iyi dersler” deyince utanıyorum. Bence Picasso biraz fazla özgüvenliydi. Bir gün oturup bir kadının burnunu kulağının yanına çizmiş ve insanlar da: “Vay be toplum eleştirisi” demiş. Hayır belki sadece canı öyle istedi. Sanat tarihinde bazı şeylerin insanların anlam veremediği için derin kabul edildiğini düşünüyorum. Bir tabloya bakıyorsun. Kadının iki gözü de farklı ilçelerde. Bir gözü kalk gidelim diyor, öteki gözü bok yeme otur. Ama kimse bir şey diyemiyor çünkü herkes anlamış gibi yapmak zorunda. Birisi çıkıp: “Abi bu ne?” dese bütün büyü bozulacak sanki. Kübizm biraz toplu halde gaslighting gibi geliyor bana bazen. Neymiş, kırılmış aynadan kendine bakmak gibiymiş. Kırılmış aynadan kendini neden böyle görüyorsun peki? Belki önce bir psikoloğa görünmek gerekiyordur. Ben kırılmış aynadan ke...

Kuralsızlığın Kuralları- Fanzin Eleştiri

Resim
  Fanzinin olayı zaten biraz kuralsız olması değil mi? Ortaya çıkış amacı bu çünkü. Bir şeyi sansürsüz söyleyebilmek. Rahatsız edebilmek. Bir otoriteye bağlı olmadan yazabilmek. Ama garip olan şu: Fanzinler bile zamanla dergileşmeye başladı. Kuralsız olması gereken şeyin bile kendi kuralları oluştu. Bir noktadan sonra herkes aynı şekilde “özgür” görünmeye başladı. Aynı kapak tasarımları. Aynı karanlık fotoğraflar. Aynı metaforlar. Sanki özgürlük bile estetik pakete dönüştürüldü. Popüler kültürün en garip yanı bu zaten. Sana karşı çıkmayı bile satıyor. Bir süre sonra alternatif olmak bile ayrı bir kategoriye dönüşüyor. İki kuzu kulağı beyfendi burası Zara der gibi herkes aynı “farklılığı” giymeye başlıyor. Fanzinde olması gereken diye bir şey yok aslında. Ama insanlar yine de görünmez kurallar koyuyor. “Biraz daha karanlık, biraz daha soyut, biraz daha sanatsal.” Bir şeyi eleştirirken onu fazla imgeselleştirmek bile bazen oto sansür gibi geliyor bana....

Sen Çok Değiştin “Eski Ben Nerede?”

Resim
  Bir insanın hayatında en çok duyduğu cümlelerden biri galiba şu: “Sen çok değiştin.” İlginç olan şu ki, bunu genelde sizi değiştiren olayların içinde hiç bulunmamış insanlar söylüyor. Travmalar, hayal kırıklıkları, kayıplar, büyümek zorunda kaldığımız yaşlar, geçirdiğimiz kötü dönemler, kendimizi toparlamaya çalışırken yalnız kaldığımız geceler… Bunların hiçbirinde yanımızda olmayan insanlar, hikâyenin sonuna gelip karakter analizi yapıyor bir de. “Eskiden böyle değildin.” Tabii değildim. Çünkü eskiden bunları yaşamamıştım.   İnsan bazen çok sevdiği birinden sonra değişiyor. Geçim derdinden, ailevi şeylerden, bazen sadece kimlik arayışında olduğundan. Bazen de uzun süre güçlü görünmek zorunda kaldığı için.   Bir noktadan sonra eski hâliyle devam etmek zaten biraz garip olmaz mıydı? Ağaç değiliz sonuçta. Olduğumuz yere çakılı kalalım diye bırakılmadık hayata.   Hem neden değişmek kötü bir şeymiş gibi söyleniyor onu da anlamıyorum. Yoğurt bile...

Susturulan Sesler - Konuşması Engellenen Kadınlar

Resim
  Bir kadın düşünün. Konuşurken gözlerinin içi parlasın. Fikirlerini heyecanla anlatan, soru sormaktan çekinmeyen biri olsun. Kahkahası yüksek çıksın mesela. Bir ortamda sustuğunda eksikliği hissedilsin. Hayata karışan, canlı bir ruhu olsun. Ama sonra o kadına çok küçük yaşlardan itibaren bazı şeyler öğretilsin. “Çok konuşma.” “Sesini yükseltme.” “Hanım hanımcık ol.” “Biraz alttan al.”   Daha neyi neden susturulduğunu bile anlamadan, sesini kısmayı öğrensin. Önce kahkahasının ayarını düşürsün. Sonra bazı fikirlerini içinde tutsun. Bir süre sonra konuşmadan önce insanların yüzüne bakmaya başlasın. “Bunu söylersem sorun olur mu?” diye düşünsün mesela. Oysa bir insanın sürekli kendini filtreleyerek yaşaması ne kadar yorucu… Hele ki kadınsanız. Çünkü susturulmak çoğu zaman bir anda olmuyor. Önce bölünüyor, küçümseniyor, erteleniyor. Sonra kadın, kendi hayatında bile söz hakkı istemekten çekinir hâle geliyor. Belki de bu yüzden birçok kadın yıllarca sessizliğini ol...

Aşkın İçinde Kaybolan Kadın - Sevgi Adına Tükenen Kimlikler

Resim
  Bir kadın düşünün. Girdiği ortamın enerjisini değiştirecek kadar ışıklı olsun. Neşesi bulaşıcı, kahkahası huzurlu olsun. İnsanlar onun yanında yalnızca vakit geçirmez; biraz da dinlenmiş hisseder kendini. Öyle bir kadın olsun ki, kendi başına da mutlu olabilsin. Düştüğünde kendini kaldırmayı, canı yandığında kendi yarasını sarmayı bilsin. Hayatı tek başına taşıyabilsin ama yine de kalbi yumuşak kalsın. Bazı insanlar onun güzelliğini fark etsin, bazıları enerjisini, bazıları ise yalnızca yanında hissettiği huzuru sevsin. Ama çoğu, böyle bir kadının yanında kendini eksik hissedeceği için uzaktan hayran kalsın. Çünkü ışığı fazla olan insanların yanında herkes kalamaz. Sonra bir gün biri gelsin. Ve o kadın ilk kez, kendi kurduğu dünyanın dışına taşacak kadar âşık olsun. Başlarda her şey güzel olsun. Hani insanın içinin durmadan taştığı, geceleri uyumadan önce bile gülümsediği zamanlar vardır ya… İşte öyle. Dünyanın daha güzel göründüğü, şarkıların başka hissettirdiği, insanın s...

Eksik Bir Şey Var…

Resim
    İnsanlığın ortak hobisi sanırım: yanlış insanlarda kendini düzeltmeye çalışmak. Kimimiz sevgi eksikliğini kişisel gelişimle kapatıyor, kimimiz çocukluk travmasını ilişki diye yaşıyor. Bazılarımız ise yalnızca biraz anlaşılmak isterken kendini bir anda duygusal bir münazaranın içinde buluyor. Herkes birbirine “iletişim çok önemli” diyor ama kimse gerçekten birbirini dinlemiyor. Tuhaf bir çağdayız. İnsanlar birbirini anlıyor gibi yapıyor fakat anlamıyor gibi yaşıyor ve sonra neden bu kadar yorgun olduklarını düşünüyor. İnsan dediğimiz şey; biraz eksik, biraz yorgun ve çoğu zaman anlaşılmamış biri aslında. Aynı evin içinde yabancılaşan insanlara, kendinden eksilerek sevilmeye çalışanlara, sessizce yorulan ilişkilere, yaşamadığı hayatlar hakkında konuşanlara ve yalnız kalmamak için yanlış hikâyelerde kalanlara değineceğim. Belki biraz size, belki biraz bana, belki de bu çağın duygusal yorgunluğuna … Evlilikte “Biz” Olamamak İnsan kalabalık bir evin içinde bile kendini ...

Bir Kadının Hayatı, Bir Haber Başlığından Daha Uzundur | Kadın Cinayetleri Üzerine Deneme

Resim
Bazı yazılar yalnızca okunmak için değil, unutulmaması için yazılır. Bir kadın öldürüldüğünde yalnızca bir insan ölmez. Bir evin sesi susar, bir çocuğun güven duygusu parçalanır, bir annenin içi eksilir. Ama en çok da toplumun vicdanı biraz daha kararmaya alışır. Çünkü kadın cinayetleri yalnızca bireysel bir öfkenin sonucu değil, yıllardır büyüyen toplumsal bir çürümenin yansımasıdır. Bugün bir kadının en çok sevdiği, güvendiği ya da hayatını paylaştığı erkek tarafından öldürülmesi artık kimseyi şaşırtmıyor. Asıl korkutucu olan da bu. İnsanlığın en ağır suçlarından biri, sıradan bir haber akışına dönüşmüş durumda. Her yeni haberde birkaç dakika üzülüp sonra hayatımıza devam ediyoruz. Oysa bazı ölümler unutulacak kadar sıradan olmamalı. Kadın cinayetleri çoğu zaman bir anda başlamıyor. Önce kadının sesi bastırılıyor. Ne giydiğine, kimle konuştuğuna, ne kadar güldüğüne karışılıyor. Sevgi adı altında kontrol normalleştiriliyor. Kıskançlık, “çok seviyor” diye açıklanıyor. Oysa sevgi, ins...

İçimi Üşüten, Yokluğun Değil; Varlığındaki Eksiklikti

Resim
Bazen birinin hayatınızda olması, varlığıyla değil yokluğuyla hissedilir. Yanınızdadır ama size ait değildir. Konuşur ama size ulaşmaz. İşte bazı hikâyeler böyle başlar; sessizce eksilerek. Birinin bakışlarındaki soğukluktan, size olan mesafesini anlarsınız. Donuktur. İçinizi ısıtmaz, aksine buz gibi yapar. İnsanın içini iliklerine kadar donduran bu sessiz sevgisizlik , çoğu zaman “seviyorum” kelimelerinin ardına saklanır. Ama insan hisseder. Sevilip sevilmediğini anlar. Çünkü sevgi, kelimelerden çok daha fazlasıdır. O an içinizde ince bir sızı belirir. Belki kalkıp gitmek istersiniz. Ruhen çoktan ayrılmışsınızdır ama bedeniniz hâlâ orada, görünmez bir şeyle tutuluyormuş gibi kalır. Sevgi hissedilen bir şeydir. Gösterilmeyen sevgiye inanmak, insanın kendini kandırmasından başka bir şey değildir. Ama bazıları sevgiyi sanki çok pahalıymış gibi esirger. Oysa insan, sevginin en saf hâlini hak eder. Kimsenin gözünde bir damla sevgi aramayın. Yoksa… yoktur. Olduğu yerde bırakın. Böyle insan...