Sevgili Kadınlar
Size hayatı öğretmeye çalışacak kadar çok şey bildiğimi düşünmüyorum. Hâlâ hata yapıyorum. Hâlâ yanılıyorum. Hâlâ bazı geceler ne yaptığımı bilmeden uyuyorum. Ama yıllar içinde öğrendiğim birkaç şey var. Bunlardan ilki şu: Kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğrenin. Bunu gurur için söylemiyorum. İnat için de değil. Özgürlük için söylüyorum. Bir gün bir karar vermeniz gerektiğinde, o kararı korkudan değil, gerçekten istediğiniz için verebilin diye. Bir kapıyı kapatmanız gerektiğinde aç kalırım korkusu yaşamayın diye. Bir yere gitmek istediğinizde izin beklemeyin diye. Bir kadın kendi parasını kazandığında yalnızca para kazanmış olmuyor. Biraz cesaret kazanıyor. Biraz seçim hakkı. Biraz da özgürlük. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmenin verdiği o sessiz gücü... İşte onu kazanıyor. Kendinize ait bir atınız olsun kadınlar. Gerçek bir at olmak zorunda değil. Bir meslek olabilir. Bir yetenek. Bir diploma. Bir iş. Bir hayal. Ama sizi bir yere taşıyacak bir şeyiniz mutlaka olsun.
Hayat bazen
insanı hiç hesap etmediği yollara sürüklüyor. Hayatınızı bir başkasının
vicdanına bırakmayın. İnsanlar iyi olabilir. Çok sevebilir. Çok söz verebilir. Ama
günün sonunda sizi en uzun süre taşıyacak kişi yine sizsiniz. Bir şey daha
söylemek istiyorum kadınlar. Anne olanlarınıza... Size büyük bir saygı
duyuyorum. Çünkü anne olmak dışarıdan göründüğünden çok daha zor. Bir insanı
büyütmeye çalışırken aslında kendinizden de parçalar veriyorsunuz.
Uykunuzdan... Zamanınızdan... Hayallerinizden... Bazen de kendinizden... Ama ne
olur bir şeyi unutmayın. Çocuğunuzu hayata hazırlamakla, hayatınızı çocuğunuza
göre şekillendirmek aynı şey değil. Bir çocuğun size ihtiyacı var. Ama sizin de
kendinize ihtiyacınız var. "Şu yaşa gelsin..." "Biraz daha
büyüsün..." "Şu dönem geçsin..." derken yıllar geçiyor. Ve
birçok kadın bir gün aynaya baktığında kendisini en son ne zaman düşündüğünü
hatırlamıyor.
O yüzden
kendinizi unutmayın. Sevdiğiniz şeyleri unutmayın. Hayallerinizi unutmayın. Kadınlığınızı
unutmayın. Anne olmak kimliğinize bir şey ekler. Ama sizi siz yapan her şeyi elinizden
almak zorunda değildir. Bir de mümkünse kadınlar... Yardım edecek erkekler
değil, sorumluluklarını bilen erkekler seçin. Çünkü çocuk kendi çocuğuna
bakınca yardım etmiş olmuyor. Evini temizleyince lütufta bulunmuyor. Yemek
yapınca kahraman olmuyor. Yalnızca yetişkin bir insan gibi davranıyor. Çevrenizde
mutlaka görüyorsunuzdur. Sorumlulukları paylaşan çiftlerle, bütün yükü tek
başına taşıyan kadınların hayatları aynı olmuyor. Birinde hayat birlikte
yürünüyor. Diğerinde ise biri yürürken diğeri sırtında yük taşıyor. Ve insan
yıllar içinde bunun izlerini yüzünde, ruhunda ve yorgunluğunda görebiliyor.
Anne babamızı seçemeyiz. Ama kuracağımız aileyi seçebiliriz. O yüzden ne olur
kadınlar... Bir gün değişir diye kimseyi hayatınızda tutmayın. Çünkü insanlar
değişebilir. Ama kimse sizin sevginizle baştan yaratılmaz.
Evlenmek bir
mucize değil. Karakter güncellemesi hiç değil. Size sevgisini hissettiren
insanlarla olun. Sürekli büyük şeyler yapmak zorunda değil. Bazen sabah
hazırlanmış bir kahvaltı... Bazen "Bugün yoruldun mu?" diye sorulan
bir soru... Bazen de siz daha istemeden görülen bir ihtiyaç... İnsana
sevildiğini hissettirebilir. Sizi
özgür bırakır. Sizi özgür
bırakmak için uğraşmaz. Çünkü zaten özgürlüğünüzü kısıtlamaya çalışmaz. Seven insan kafes kurmaz. Hayat zor kadınlar. Bu yüzden hayat arkadaşınızı
seçerken yalnızca sizi seven birini değil, hayatı sizinle birlikte
taşıyabilecek birini seçin.
Çünkü aşk bazen insanı mutlu eder. Ama karakter her
gün hayat kurtarır.
Yorumlar
Yorum Gönder