Kendime Bir Mektup: Yıllardır Söyleyemediklerim

 

“Umarım bu satırlarda kendinizden bir iz bulursunuz. Söyleyemediklerinizle karşılaşırsanız şaşırmayın. Bu mektuplar biraz bana, biraz da size ait.”

      Aslında bu mektubu çok daha önce yazmalıydım. Yıllardır benimle yaşıyorsunuz. Kimi zaman boğazıma düğümlendiniz. Kimi zaman gözlerimde birikip sessizce aktınız. Bazılarınız bir vedaya aitti. Bazılarınız bir özre. Sizi unuttuğumu sandığım zamanlar oldu. Üzerinizi yeni günlerle, yeni insanlarla, yeni telaşlarla örttüm. Ama gitmediniz. Bir bakışta çıktınız karşıma. Bir şarkıda, gecenin en sessiz saatinde... Bugün sizinle yüzleşmek için buradayım. Söylenmeyen cümleler insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Ve bir gün dönüp kapısını çalıyor. Bu mektuplar da o kapıyı aralamak için.

Sevgili Kendim,

Sana yazmak, başkalarına yazmaktan daha zor geldi. İnsan en çok kendisine dürüst olmakta zorlanıyor. Yıllarca güçlü görünmeye çalışırken yorulduğunu fark etmedim. Sürekli yetişmeye çalıştığın yerler ve kişiler oldu. Herkese güvenli alan olmaya çalışırken, o sıcak ücra liman olamadın mı kendine? Kalbinin yükünü biraz olsun bıraksaydık, yine de kendine tutunabilir miydin? Bunu sana hiç sormadım. Nasıl olduğunu da...

Hep devam edeceğini düşündüm. Kırılmayacakmışsın gibi, sanki hep toparlayacak olan senmişsin, herkese yetmek zorundaymışsın gibi. Yorulmuştun. Hem de sandığımdan daha fazla. Belki oturup ağlamak istiyordun. Hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan uyumak. Ama kendine pek izin vermedin. Hem ağlamamayı da hüner sandın. Kimsenin omzuna başını koyup "Ben de yoruldum." demedin. Ne oldu peki? Başın göğe mi erdi? Yok. Sadece insanlar seni güçlü sandı. Hatta bazen duygusuz... Oysa içinden geçenleri bir bilselerdi… Bir de şu sürekli neşeli olma hâlin var. Ona ne demeli? Sanki hayat sana bütün güzelliklerini cömertçe dağıtmış gibi. Sanki her şey yolundaymış gibi. Çok mu mutluydun gerçekten? Kim dünyaları önüne sermişti? Sen bile kendin için bunu yapmamışken... Neydi bu bitmeyen gülümseme? Masken görünmekten daha mı kolaydı? Belki de öyleydi. Çünkü yorulduğunu söylemek de kolay değildi. Birine ihtiyaç duyduğunu kabul etmek de...

Her şeyi tek başıma halledebildiğimi söyledim... Ama aslında öyle değildi. Belki gururumdan. Belki alışkanlıktan. Belki de birine ihtiyaç duyduğumu kabul etmek zor geldiği için. Hatta buna kendimi de inandırdım. Bir sorun çıktığında çözdüm. Yolumu kaybettiğimde bile belli etmemeye çalıştım. Aslında İnsanlara güvenmekten korkuyordum. Yarı yolda kalmaktan. Bir gün yapılan iyiliğin hesabının çıkarılmasından. Bu yüzden yardım istemek yerine susmayı seçtim. Kimseye ihtiyacım yokmuş gibi davranmayı...

Şimdi dönüp sana baktığımda, yıllardır senden beklediğim güçlü olmak değil, kendin olmak olduğunu görüyorum. Ve belki de sana en büyük haksızlığı ben yaptım. Seni hep daha fazlası olmaya çağırırken, olduğun kişiyi sevmeyi ihmal ettim. Kendime değer verdiğimi söyledim. Fakat bunu uygulamak konusunda pek başarılı olamadım. Başkalarına gösterdiğim anlayışı kendime göstermedim. Başkalarının hatalarını hoş görürken kendi hatalarımı yıllarca cezalandırdım. Herkese tanıdığım hakkı kendimden esirgedim. En zor sınavı hep kendime hazırladım. Onca yıkımdan sonra yeniden ayağa kalktık. Zor oldu, değil mi? Bazı günler gerçekten kalkamayacağımızı sandım. Hayatın birkaç kez yön değiştirdiği o kırılma anlarını hatırlıyor musun? Her şeyin birkaç dakika, birkaç karar, birkaç tesadüfe baktığı anları...  Ateşin kenarından geçmedin, tam ortasından yürüdün. Bazen nasıl başardığını ben bile bilmiyorum, ama başardın. Şimdi dönüp baktığımda sana bunun için teşekkür etmek istiyorum.

Ama dürüst olalım. Olan her şeyin suçlusu sadece hayat ya da İnsanlar değildi. Bizim de payımız vardı. Fazla değer verdik. Kalmak istemeyenleri ikna etmeye çalıştık. Bizi seçmeyenleri seçtik. Kendimiz boğulurken başkalarını kıyıya çıkarmaya uğraştık. Sahi, bunu neden yaptık? Bize kim el uzatmıştı? Kim bizim çığlıklarımızı duymuştu? Kim gerçekten "yoruldun" demişti? Kimsenin bize yapmadığını başkalarına yapmaya çalıştık. Hatırlıyor musun o günleri? Kimsenin görmediği kırılmaları. Hayatının yönünü değiştiren kayıpları. Bir daha asla aynı insan olmadan çıktığın o günleri. Ve yalnızca kaybettiklerini değil, yaşayamadıklarını da... Galiba en fazla onlar kaldı içinde. Söylenemeyen sözler. Başlayamayan hikâyeler. Tam olacak sanırken yarım kalan şeyler. Yaşanabilecek kadar yakın olup yine de yaşanamayan güzel duygular… Bunun da bir kayıp olduğunu geç öğrendik.

İnsanın kendini bulması bir adres bulmak kadar kolay olmuyor. Hâlâ yönümüzü tam bulamadık. Ne olmak istediğimizi... Nereye ait olduğumuzu... Gerçekten neyin peşinden gitmek istediğimizi... Kimi zaman ben de bilmiyorum. Yol uzuyor. Fikirler değişiyor. İnsan değişiyor. Sahiden hiç tam anlamıyla ait hissetmiş miydik? Belki kısa anlarda. Belki bazı insanlarda. Belki bir şarkıda veyahut bir kitapta. Ama hiçbir yerde uzun süre kalamadık.

Seninle yüzleşmekten korkuyorum. Ya cevapları bulursak? Ya yıllardır kaçtığımız şeyleri açıkça görürsek? Ya sandığımız kişi olmadığımızı anlarsak? İlk kez kendimizi gerçekten tanımak zorunda kalırız. Ama sanırım artık zamanı geldi… Maskeyi çıkarmanın. Kendimizden kaçmayı bırakmanın. Kusurlarımızla, korkularımızla,  kararsızlıklarımızla oturup tanışmanın. Ve ilk kez gerçekten birbirimizi dinlemenin. Bunca yıldır ilk kez dürüst olmanın.

 

Sevgiyle,

Sen.


Nihal Alkan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Kendine Biçilen Yerden Taşmak