İçimi Üşüten, Yokluğun Değil; Varlığındaki Eksiklikti

Bazen birinin hayatınızda olması, varlığıyla değil yokluğuyla hissedilir. Yanınızdadır ama size ait değildir. Konuşur ama size ulaşmaz. İşte bazı hikâyeler böyle başlar; sessizce eksilerek.

Birinin bakışlarındaki soğukluktan, size olan mesafesini anlarsınız. Donuktur. İçinizi ısıtmaz, aksine buz gibi yapar. İnsanın içini iliklerine kadar donduran bu sessiz sevgisizlik, çoğu zaman “seviyorum” kelimelerinin ardına saklanır. Ama insan hisseder. Sevilip sevilmediğini anlar. Çünkü sevgi, kelimelerden çok daha fazlasıdır.

O an içinizde ince bir sızı belirir. Belki kalkıp gitmek istersiniz. Ruhen çoktan ayrılmışsınızdır ama bedeniniz hâlâ orada, görünmez bir şeyle tutuluyormuş gibi kalır.

Sevgi hissedilen bir şeydir. Gösterilmeyen sevgiye inanmak, insanın kendini kandırmasından başka bir şey değildir. Ama bazıları sevgiyi sanki çok pahalıymış gibi esirger. Oysa insan, sevginin en saf hâlini hak eder.

Kimsenin gözünde bir damla sevgi aramayın. Yoksa… yoktur. Olduğu yerde bırakın.

Böyle insanları tanırsınız. “Seviyorum” derler ama hiçbir hâlinize tahammülleri yoktur. Sesiniz bile fazla gelir. Sizi susturulması gereken bir gürültü gibi görürler. Neşeniz, konuşmanız, varlığınız… Bir süre sonra fark edersiniz: sorun siz değilsiniz, sadece size karşı böyledirler.

Dışarıya karşı neşeli ve ilgili görünen biri, size gelince duvara dönüşür.

Peki bir ömür böyle geçer mi? Yoksa geçsin diye mi ısrar edilir? Size toprak olmayan bir yerde neden çiçek açmaya çalışırsınız?

Ne kadar kalırsanız kalın, ne kadar emek verirseniz verin, bir gün dönüp baktığınızda size söylenecek şey hep aynıdır: “Yapmasaydın.” Bütün emekleriniz yok sayılır. Yaptığınız her şeyde kusur bulunur. Kendinizden ne kadar verirseniz verin, sonunda yine suçlanan siz olursunuz.

Konuşursunuz… anlatırsınız… ama duyulmazsınız. Herkesi duyan biri, size sağır olur. Size iyi gelen ne varsa esirgenir. Bir çiçek bile fazla görülür.

Oysa mesele çiçek değildir. Mesele, o çiçeğin sizin toprağınızda açmasını istemektir. Çünkü değer veren insan bilir: sevgi, küçük şeylerde kendini belli eder.

Bir gün gidersiniz. Sessizce. Ve geriye sadece şu kalır: “Keşke.” Ama çoğu insan bunu da anlamaz. Gidişin sebebini küçücük şeylere bağlar. Oysa siz çoktan bitmişsinizdir.

Çünkü kadınlar bir anda gitmez. Yavaş yavaş vazgeçer ve bir gün… tamamen gider. Ve bir daha dönmez.

Belki de karşı taraf sizi seviyordur. Ama sevgi sadece hissetmekle değil, göstermekle anlam kazanır. Gösterilmeyen sevgi zamanla yok olur ve anlaşılmayan iki insanın arasında ilişki sessizce tükenir.

Bir noktadan sonra şunu fark edersiniz: sorun sevilmemek değildir, yanlış yerde sevilmeye çalışmaktır. Çünkü sevgi doğru insanda çaba gerektirmez; kendiliğinden akar, zorlamaz, yormaz, eksiltmez.

Bir gün aynaya bakarsınız ve kendinize şunu sorarsınız: “Ben neden bu kadar uğraştım?” İşte o an bir şey değişir.

Artık kendinizi anlatmaktan, kabul ettirmekten, beklemekten vazgeçersiniz. Çünkü anlarsınız ki sizi anlamayan birine kendinizi anlatmak, boş bir odaya konuşmak gibidir. Sesiniz çıkar… ama karşılığı yoktur.

Ve bir gün, içinizde sessiz bir karar oluşur: gitmek. Bağırarak değil, kırarak değil, sessizce. Çünkü bazı insanlar hayatınızdan kavga ile değil, fark edişle çıkar.

Artık neyi hak ettiğinizi bilirsiniz. Ve en önemlisi… neyi hak etmediğinizi. O saatten sonra kimsenin eksik sevgisine razı olmazsınız. Kimsenin yarım kalbine sığmaya çalışmazsınız.

Çünkü artık bilirsiniz: sevgi aranan bir şey değildir, doğru yerde kendiliğinden bulunur.

Ve insan… en çok da kendini seçtiği gün iyileşir.

Birinin sizi sevdiğini de bazı şeylerden anlarsınız. Huzur verir. Yanında hiçbir şeyi “zorunda” hissetmezsiniz. Bu çok önemlidir. Çünkü çoğu insan, zorunda kaldığı için kendi huzurundan ödün verir.

Onun yanında kendiniz olabilirsiniz. Sessiz de olsanız, neşeli de… Bu onu rahatsız etmez, aksine bundan mutluluk duyar. Sizin yüzünüzde bir tebessüm için çabalar, sizi değiştirmeye çalışmaz, olduğunuz gibi sever.

Başarı kazandığınızda ilk tebrik eden odur. Başaramadığınızda ise yine yanınızdadır. Sizin sevinciniz onun da sevincidir.

Yanında kendinizi yargılanmadan var edebildiğiniz biri… işte gerçek sevgi biraz da budur.

Ama bazıları kendi sevgisizliklerine bahane bulur. Sizi “sevilmesi zor biri” ilan eder. İnanmayın. Kendi hatalarını örtmek için sizi suçlarlar.

Derler ki insan, ilk nasıl sevildiyse öyle sever. Sizce de öyle mi?

Neyse… “düzelir” diye sabrettiğiniz hikâyelerin sonunda çoğu zaman kötü karakter siz olursunuz. Zorlamayın. Herkesi ait olduğu yerde bırakın ve yolunuza devam edin.

Yoksa hâlâ yanlış yerde çiçek açmaya mı çalışıyorsunuz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Kendine Biçilen Yerden Taşmak