Sen Çok Değiştin “Eski Ben Nerede?”

 


Bir insanın hayatında en çok duyduğu cümlelerden biri galiba şu:
“Sen çok değiştin.”

İlginç olan şu ki, bunu genelde sizi değiştiren olayların içinde hiç bulunmamış insanlar söylüyor.

Travmalar, hayal kırıklıkları, kayıplar, büyümek zorunda kaldığımız yaşlar, geçirdiğimiz kötü dönemler, kendimizi toparlamaya çalışırken yalnız kaldığımız geceler… Bunların hiçbirinde yanımızda olmayan insanlar, hikâyenin sonuna gelip karakter analizi yapıyor bir de.

“Eskiden böyle değildin.”

Tabii değildim. Çünkü eskiden bunları yaşamamıştım.

 

İnsan bazen çok sevdiği birinden sonra değişiyor. Geçim derdinden, ailevi şeylerden, bazen sadece kimlik arayışında olduğundan. Bazen de uzun süre güçlü görünmek zorunda kaldığı için.

 

Bir noktadan sonra eski hâliyle devam etmek zaten biraz garip olmaz mıydı?

Ağaç değiliz sonuçta. Olduğumuz yere çakılı kalalım diye bırakılmadık hayata.

 

Hem neden değişmek kötü bir şeymiş gibi söyleniyor onu da anlamıyorum.
Yoğurt bile dolapta iki gün dursa form değiştiriyor. İnsan nasıl aynı kalsın? 😅

Bazı insanlar “eski seni özledim” diyor mesela. Ama bazen özledikleri şey gerçekten siz olmuyorsunuz.

Daha çok katlanan versiyonunuz, daha az itiraz eden, daha kolay ulaşılabilen tarafınız…

Çünkü insan değişince herkes aynı rahatlıkla ulaşamıyor ona.

Bir de işin kimsenin konuşmadığı başka bir tarafı var:
Hayat kalitesi gerçekten insanı değiştiriyor.

Sürekli huzursuzluk yaşayan biriyle, kendini güvende hisseden biri aynı kalabilir mi?

 

İnsan sevildiği yerde yumuşuyor. Sürekli eleştirildiği yerde sertleşiyor.
Değersiz hissettirildiği ortamda içine kapanıyor. Gerçekten görüldüğü yerdeyse yeniden açılıyor. Yani mesele yalnızca karakter değil aslında. Biraz da insanın hangi ortamda hayatta kalmaya çalıştığı. Çünkü bazı ortamlar insanı büyütüyor, bazılarıysa sadece yoruyor.

Ve bence en ironik şey şu:
İnsanlar sizin değişiminizi fark ediyor ama sizi değiştiren şeyleri fark etmiyor.

Aylarca kötü hissetmişsiniz…
Sürekli alttan almışsınız…
Kendinizi toparlamak için tek başınıza savaşmışsınız…

Ama biri gelip sadece şunu söylüyor:
“Eski enerjin kalmamış.”

Yok canım, gerçekten mi? 😅

 

Belki de mesele şu:
Bazı yaşlardan sonra insan mutlu bir karakter olmaktan çok, dayanıklı bir karaktere dönüşüyor. Eskiden herkese yetişmeye çalışıyorduk. Sonra bir bakıyoruz, kendimize hiç yetişememişiz.

Ve evet… İnsan değişiyor. Ama bu her zaman kötüleşmek anlamına gelmiyor. Bazen yalnızca yaşadıklarını taşıyabilecek başka birine dönüşüyor.

Belki daha sessiz.
Belki daha mesafeli.
Belki eskisi kadar saf değil.

Ama belki de ilk kez kendini korumayı öğrenmiş biri. Üstelik insan yalnızca yaşadığı şeylerden dolayı da değişmiyor. Geliştikçe de dönüşüyor.

Daha çok okuyor.
Yeni şeyler öğreniyor.
Başka hayatlar görüyor.
Düşünce şekli değişiyor.

Bir noktadan sonra eskiden sustuğu şeylere tahammül edemiyor mesela. Çünkü insanın dünyaya baktığı yer değiştikçe, aynı hayatın içinde aynı kişi olarak kalması zorlaşıyor.

Ama bazı insanlar sizin değişiminizi gelişim olarak değil, uzaklaşma gibi görüyor. Çünkü siz ilerledikçe aradaki mesafe görünür oluyor.

Sonra yine aynı cümle geliyor:
“Sen eskiden böyle değildin.”

Evet, değildim. Çünkü eskiden bunları bilmiyordum. İnsan yerinde kalmıyor çünkü. Mecburen büyüyor. Mecburen dönüşüyor.

Hayat biraz da bunun üzerine kurulu değil mi zaten?

 

Belki mesele benim değişmem değildir.
Belki siz uzun zamandır hiç değişmiyorsunuzdur.

Sanırsın öyle bir değişmişim ki, Franz Kafka görse “Ben bunu biraz abartmışım galiba” deyip Dönüşüm’ü yeniden yazardı. J

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Kendine Biçilen Yerden Taşmak