Tesadüf Dediğimiz Şey: Karşılaşmaların, Ayrılıkların ve Hayatın Gizli İşaretlerinin Hikâyesi
Hayatın
bazı anları vardır; yaşanırken sıradan görünür. Kaçırılan bir otobüs, yanlış
çevrilen bir telefon numarası, yağmurlu bir günde sığınılan bir kitabevi ya da
yıllardır açılmayan bir çekmeceden çıkan eski bir fotoğraf...
İlk bakışta bunlar yalnızca gündelik hayatın küçük
ayrıntılarıdır. Oysa kimi zaman saniyeler içinde yaşanan bir rastlantı,
yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk satırına dönüşebilir.
İnsan zihni olup biten her şeye bir anlam arar. Bu
yüzden bazı karşılaşmaları kader, bazı ayrılıkları ise tesadüf olarak
adlandırırız. Belki de ikisi arasında sandığımız kadar büyük bir mesafe yoktur.
Çünkü hayat, en köklü değişimlerini çoğu zaman sessizce gerçekleştirir.
Bir otobüsü kaçırırız ve buna üzülürüz. Yıllar sonra
dönüp baktığımızda ise kaçırdığımız şeyin bizi yanlış bir yoldan
uzaklaştırdığını fark ederiz. Yağmurdan korunmak için girdiğimiz bir dükkânda
hayatımızı değiştirecek bir kitapla karşılaşırız. Bazen de bir yabancının
ağzından çıkan tek bir cümle, içimizde yıllardır cevabını arayan bir sorunun
kapısını aralar.
Ancak tesadüf yalnızca karşılaşmak değildir. Kimi
zaman karşılaşamamaktır da.
Küçük bir sahil kasabasında aynı günlerde bulunan iki
insan düşünün. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı gün batımını izliyor, aynı sahilde oturuyorlar. Aralarında yalnızca birkaç dakika, birkaç adım var. Fakat
yolları bir türlü kesişmiyor. Belki yıllar sonra başka bir şehirde tanışıyor ve
hayatın onları aynı hikâyenin kıyısına defalarca getirip henüz buluşturmadığını
fark ediyorlar.
İnsan bunu düşünmeden edemiyor: Acaba hayatımız
boyunca kaç kişiyi birkaç dakika yüzünden kaçırdık? Kaç dostluğu, kaç aşkı, kaç
ihtimali fark etmeden yanımızdan geçirdik?
İnsanı değiştiren
yalnızca yaşadıkları değildir; yaşayamadıkları da onu dönüştürür. Bazı
tesadüfler gerçekleşir, bazıları ise bir ömür boyunca zihnimizde tamamlanmayı
bekleyen yarım bir cümle gibi kalır.
Bir de tesadüflere başka bir yerden bakıyorum.
Onların her zaman rastlantı olduğuna inanamıyorum.
Bazen hayatın, dikkat kesilenlere bıraktığı küçük işaretler gibi görünüyorlar
bana.
Örneğin son zamanlarda "kendinden kendini
doğurmak" ifadesiyle sık sık karşılaşıyorum. Daha önce hiç duymadığım bu
söz, tam da içsel bir dönüşüm yaşamaya niyet ettiğim dönemde karşıma çıkmaya
başladı. Bir kitapta, bir videoda, bir sohbetin içinde... Sanki aynı cümle
farklı kılıklara bürünüp yeniden yeniden beni buluyordu.
Belki bu yalnızca zihnin seçici dikkatidir. Belki insan
ihtiyaç duyduğu şeyi görmeye başladığında dünya ona onu göstermeye devam eder.
Ama yine de bunun büyüleyici bir tarafı var.
Hayat biraz algoritmaya benzemiyor mu? Neyi ararsak,
neyin üzerinde durursak, neye dikkat kesilirsek bir süre sonra onu her yerde
görmeye başlıyoruz. Kimileri buna tesadüf diyor, kimileri farkındalık, kimileri
ise ilahi bir mesaj...
Adı ne olursa olsun, insan bazen hayatın kendisiyle
konuştuğunu hissediyor.
Belki de tesadüf dediğimiz şey, hayatın bize
görünmeden bıraktığı izlerden başka bir şey değildir. Biz onları çoğu zaman
ancak geriye dönüp baktığımızda fark ederiz.
Ve bazen bir ömrün yönü yalnızca birkaç saniyelik bir
karşılaşmada değişir.
Ya da birkaç saniyelik bir karşılaşamamada...

Yorumlar
Yorum Gönder