Genç Werther ve Modern Yalnızlık: Ait Olamayan Ruhların Hikâyesi

Kitabı bitirdiğimde içimde yalnızca bir aşk hikâyesinin hüznü kalmadı. Beni asıl etkileyen, duygularını yoğun yaşayan bir insanın yavaş yavaş hayattan kopuşunu izlemek oldu.

Werther’i okurken insan yalnızca bir karakterin acısına tanık olmuyor; aynı zamanda dünyaya sığamayan bir ruhun sessiz çöküşünü görüyor. Bazı satırlarda kendimi yakaladığımı da fark ettim.

Kitap kapandığında geriye sadece üzüntü değil, derin bir boşluk hissi kalıyor. Çünkü Werther’in yaşadığı şey, yalnızca ona ait değil aslında.

Birçok kişi bu romanı karşılıksız aşk üzerinden okur. Elbette Lotte, Werther’in hayatında önemli bir yere sahiptir. Ancak bana göre Werther’in asıl acısı sevememek ya da kavuşamamak değildir.

Lotte, onun içindeki eksikliğin ortaya çıkmasına sebep olan bir aynadır sadece. Werther’in temel meselesi, ait olamamak ve kendine yaşayabileceği bir yer bulamamaktır.

Romanın başındaki Werther ile sonundaki hâli arasında büyük bir fark vardır. Başlangıçta doğadan keyif alan, insanlara sevgiyle yaklaşan, hayatın küçük güzelliklerinden mutlu olabilen biri görürüz.

Yaşam enerjisi taşıyan, dünyaya açık bir karakterdir. Bu yüzden yaşadığı çöküş daha sarsıcı gelir. Çünkü karanlık biri daha da karanlığa düşmez; ama ışığı olan bir insanın sönüşü insanı derinden etkiler.

Werther nereye gitse tam anlamıyla tutunamaz. Bazen kabul görür ama anlaşılmaz. Bazen saygı görür ama eşit hissedemez. Bazen sevilir ama olduğu haliyle kabul edilmez.

Toplumun sınıf farkları, görünmez duvarları, beklentileri ve kuralları onun önüne sürekli engeller koyar. İçinde taşıdığı hassasiyet, dış dünyanın sertliğiyle çarpışır. O da her çarpışmada biraz daha yorulur.

Bazen insan bir kişiye değil, bir duygunun kendisine bağlanır. Werther’in Lotte’ye duyduğu histe de bunu görmek mümkündür.

Belki de onun aradığı yalnızca aşk değildi. Huzur, görülmek, anlaşılmak, küçümsenmemek, yanında kendisi gibi kalabilmekti.

İnsan bazen birine âşık olduğunu düşünür ama aslında o kişinin yanında hissettiği güvene ve bütünlüğe âşıktır.

Werther’in tekrar mutlu olduğu yere dönmek istemesi de bu yüzden anlamlıdır. İnsan her zaman çözüm aramaz. Bazen yalnızca en son kendini gerçek hissettiği yere geri dönmek ister.

Çünkü bazı yerler mekân olmaktan çıkar; insanın kendini daha az yabancı hissettiği alanlara dönüşür.

Romanın bugün hâlâ güçlü olmasının nedeni de burada saklıdır. Çünkü modern insan da başka biçimlerde aynı yalnızlığı yaşıyor.

Bugün birçok kişi sevmediği işlerde çalışıyor, ait olmadığı ortamlarda yaşıyor ve istemediği hayatları sürdürmek zorunda kalıyor. Çoğu insan mecbur kaldığı hayatı yaşıyor.

Ekonomik sıkışmışlık sadece para meselesi değildir. Aynı zamanda özgürlük meselesidir. Kendi evini kuramamak, aile evinde sıkışıp kalmak, sevdiği işi seçememek insanın ruh hâlini doğrudan etkiler.

Para eksikliği yalnızca cebinde değil, insanın seçimlerinde ve özgüveninde de hissedilir.

Bugün ilişkilerin bu kadar kırılgan olmasının sebeplerinden biri de budur. İnsanlar birbirini sevse bile geçim derdi, gelecek kaygısı ve yorgunluk duygusu sevgiyi zorlayabilir.

Aşk elbette değerlidir, fakat tek başına yeterli değildir. Sürekli baskı altında yaşayan iki insanın sevgiyi sağlıklı taşıması kolay değildir.

Sosyal ilişkilerde de benzer bir boşluk hissi vardır. İnsanlar artık temas etmekten çok birbirini ölçüyor. Böyle bir ortamda samimiyet zayıflıyor.

Bu yüzden modern yalnızlık, kalabalıkların içinde yaşanıyor. Herkes görünür olmaya çalışırken, kimse gerçekten görülmüyor.

Werther’in acısı bu yüzden hâlâ güncel. O, yalnızca sevdiği kadına kavuşamayan bir genç değil. Kendi çağının içinde kendine yer bulamayan bir insandı.

Bugün de birçok insan aynı duyguyu yaşıyor. İş yerinde, evinde, ilişkilerinde, arkadaş çevresinde… Bulunduğu yerde duran ama oraya ait hissetmeyen insanlar var.

Belki de Werther’in trajedisi ölümü değildi. Asıl trajedisi, yaşayabileceği bir hayat bulamamasıydı.

Kitabı bitirdiğimde içimde kalan hüzün tam olarak buydu. Çünkü Werther geçmişte kalmış bir karakter gibi görünse de, bugün hâlâ aramızda dolaşıyor.

Yalnızca artık mektup yazmıyor.
Peki insan, ait olmadığı bir yerde ne kadar yaşayabilir?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Kendine Biçilen Yerden Taşmak