Ne Zor Şeymiş Sevilmek?
Ne zor şeymiş sevilmek. Ama galiba benim için zor şeymiş. Çünkü baktım, hiçbir şey yapmadan sevilen insanlar da var. Ben ise sevilmek için hep biraz daha uğraşmışım. Sanki sınava girer gibi çalışmışım. Daha anlayışlı olayım, daha sabırlı olayım, daha az sorun çıkarayım... Sanki biraz daha iyi olursam sevilecekmişim gibi. Meğer bazı insanlar ne yaparsan yap sevemezmiş. Bazıları ise hiçbir şey yapmadan sevilirmiş. Beni olduğum gibi sevmediler, performans beklediler. Ben de bunu uzun süre sevgi sandım.
Ben neden hep çabaladım? Sevildiği zaman çiçek açan insanları görünce, belki benim bahçeme de bir gün bahar gelir sandığımdan olabilir. İnsan bazen sevilmeyi değil, sevilince nasıl biri olacağını hayal ediyor. Benimkisi biraz da oymuş.
Sevilme arzusunun psikolojik tarafı da var elbette. Bu sorunun cevabı çoğu zaman yalnızca yanlış insanlara denk gelmek değil. Genelde kökü, insanın değer görme biçiminde yatıyor. Bazılarımız sevgiyi doğal bir şey gibi değil, emek verilerek kazanılan bir ödül gibi öğreniyor. O yüzden sürekli daha iyi olmaya çalışıyoruz. Daha anlayışlı, daha verici, daha sabırlı... Kendimizi biraz daha kısarsak, biraz daha verirsek sevileceğimizi sanıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki sevgiyi değil, onaylanmayı kovalamışız.
Mesela düşünüyorum da, insan birini ne kadar tüketebilir? Sevildiğimi sandığım insanlar tarafından tüketilmişim aslında. Sevgimi kullanmışlar, ilgimi, merhametimi, aklımı... Kısacası bir insandan ne kadar faydalanılabilirse o kadar faydalanmışlar benden. İşin daha acı tarafı şu: Bazı insanlar seni değil, senden gelene bağlanıyor. Kimisi ilgiyi seviyor, kimisi sadakati, kimisi senin ona ayırdığın zamanı... Sana değil, sunduğun şeye ihtiyaç duyuyorlar. Sen bunu çoğu zaman geç anlıyorsun.
Kimisi yalnız kalmamak için yanında tutuyor, kimisi canı sıkılınca dönüyor, kimisi de gerçekten seni değil, ona nasıl hissettirdiğini seviyor. Hani şu meşhur cümle vardır ya: “Ben sevdiğimi değil, beni seveni isterim.” İlk bakınca masum gibi duruyor ama anlamı çok başkadır.
Size çok ilginç gelmeyecek ama farkındaysanız bizi gerçekten seven kişileri de çoğu zaman tercih etmeyiz. Çünkü tanıdık değildir o duygu. İçimizi yormaz, peşinden koşturmaz, kendimizi kanıtlama ihtiyacı doğurmaz. Biz ise gidip sevgisini dilendiğimiz o soğuk nevalelerin kapısında bekleriz hep. Bize sıcak davrananı sıradan, ulaşılmaz olanı değerli sanırız.
Peki biz neden buna izin veriyoruz?
Mazoşist miyiz? Acı çekmekten hoşlanıyor muyuz? Çok sanmıyorum. Bence çoğumuz acıyı sevmiyoruz, sadece tanıdık buluyoruz. İnsan bazen mutlu olduğu yere değil, alıştığı yere gidiyor. Karışıklığı tutku, belirsizliği aşk, yorgunluğu emek sanabiliyor.
Bir de kurtarıcı yanımız var tabii. “Ben onu düzeltirim.” “Bana farklı davranır.” “Herkese böyle ama beni gerçekten seviyor.” Ah o meşhur cümleler... İnsan bazen karşısındakini değil, kendi hayalini seviyor. Sonra biri kırıyor, biri toparlıyor, biri gidiyor, biri bekliyor. Roller değişiyor ama hikâye aynı kalıyor.
Benim geç öğrendiğim şey şu oldu: Bazen insan sevilmiyor değildir, sadece yanlış yerde sevilmeyi bekliyordur. Çünkü bazı kapılar, ne kadar güzel çalarsan çal, sana açılmayacaktır.
Peki siz hiç açılmayacak bir kapının önünde ne kadar beklediniz?

Yorumlar
Yorum Gönder