Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

Evlilikte En Büyük Sorun: “Biz” Olamamak

İnsan bazen kalabalık bir evin içinde bile kendini yalnız hissedebilir. Üstelik bu yalnızlık yabancılar arasında değil, en yakınında duran insanın yanında ortaya çıkar. Çünkü bazı evliliklerde iki kişi aynı hayatı paylaşır ama aynı tarafta durmaz. İşte o zaman evlilik, birlikte kurulan bir hayat olmaktan çıkar; yan yana fakat ayrı yaşanan bir düzene dönüşür.

Evlilik üzerine konuşurken sıkça şu cümle kurulur: “Evlilik iki kişinin bir hayat kurmasıdır.” Oysa mesele yalnızca aynı çatı altında yaşamak değildir. Asıl mesele, gerçekten “biz” olabilmektir. Çünkü evlilikle birlikte hayata yalnızca bir insan eklenmez; aynı zamanda yeni bir aile kurulur. Ve bu yeni yapının merkezinde artık iki kişi vardır.

Bu bilince sahip olan insanlar zor zamanlarda bile partnerlerinin yanında durmayı başarır. Üstelik bu duruş yalnızca eşlerine değil, çevrelerine de güçlü bir mesaj verir. Ailelerin gelin ya da damada yaklaşımı da çoğu zaman bu sınırlar içinde şekillenir. Ancak herkes yeni kurduğu hayatı merkeze koymayı başaramaz. Halk arasında söylenen ifadeyle mesele bazen “el kızı” ya da “el oğlu” anlayışına dönüşür.

Şöyle bir sahne düşünelim: Bir kişi, ailesinin partnerine yaptığı saygısızlığı görmezden geliyor. O anda partnerinin içinde neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Belki de aklından yalnızca şu cümle geçiyordur: “Az önce beni, sırf annen baban diye ezdin.” İşte birçok kırılma sessizce burada başlar. Çünkü insan, sevdiği kişinin yanında yabancı hissettiği yerde yalnızlaşır.

Kendi ailesine yönelik eleştiriler karşısında savunmaya geçmek oldukça insani bir reflekstir. Fakat evlilik tam da bu noktada denge kurmayı gerektirir. Bir tarafta büyüdüğümüz aile, diğer tarafta kendi seçimimizle kurduğumuz hayat vardır. Olgunluk dediğimiz şey, bu iki alan arasında adil bir köprü kurabilmektir.

Aslında evlilikte verilen söz çok basittir: Birlikte yürümek. Ama yürüyebilmek için iki kişinin aynı yöne bakması gerekir. Eğer partneriniz dengeli biriyse çoğu zaman sizi araya bile koymadan iki taraf arasında denge sağlar. Fakat bazen işler bu kadar kolay ilerlemez. Çünkü insanın kendi ailesiyle ilgili eleştiriyi duyması ağır gelebilir. Bu nedenle verilen tepkiler gereğinden sert, gereğinden savunmacı olabilir.

Öyle anlar olur ki partneriniz size bir şey anlatırken aslında onu duymuyorsunuzdur. Daha doğrusu duymak istemiyorsunuzdur. Oysa evlilik sevgi, saygı ve anlayış üzerine kurulmalıdır. Eşinizi inciten bir durum varsa onu yok saymak sorunu çözmez. Çünkü bir gün roller değişebilir. Siz konuşurken o da sizi duymamayı seçebilir.

Partneriniz sizin ailenizle ilgili bir sorun yaşadığında bunu çoğu zaman sizden başka kimseyle paylaşamaz. Çünkü kendi ailesine anlatırsa mesele büyüyebilir. Anne babalar doğal olarak evlatlarını korumak ister. Ancak bazen ebeveynler de farkında olmadan sınırları aşabilir. Kendi çocuklarından görmedikleri saygıyı gelin ya da damattan beklemek buna örnektir.

Oysa kimse evlendi diye sizin kızınız ya da oğlunuz olmaz. İlişkiler sahiplik üzerine değil, saygı üzerine kurulur. Küçük meseleleri sürekli “saygı” başlığı altında büyütmek de kimseyi yüceltmez. Aksine insanların hayatını zorlaştırır. Eğer çocuklarınızı gerçekten seviyorsanız, evliliklerinde sorun yaratacak konulara bu kadar takılmamak gerekir. Çünkü bazen ebeveynlerin üstüne alındığı küçük bir şey bile bir yuvayı sarsabilir.

Uzmanlara göre evlilikte yaşanan birçok çatışmanın temelinde sınır problemi vardır. Her insan büyüdüğü aileden bazı alışkanlıklar, değerler ve davranış biçimleri alır. Evlilik ise iki farklı aile kültürünün bir araya gelmesidir. Bu nedenle bazı insanlar yeni kurdukları ilişki ile büyüdükleri aile arasında denge kurmakta zorlanabilir.

Sağlıklı bir evlilikte çiftler birbirini yalnız bırakmamalıdır. Bu, anne babayı hayatımızdan çıkarmak anlamına gelmez; yeni kurulan ilişkinin sınırlarını koruyabilmek anlamına gelir. Güçlü bir “biz” duygusu oluştuğunda çiftler dış etkiler karşısında daha dayanıklı olur. Kendilerini ayrı bireyler olarak değil, bir ekip gibi görürler.

Birlik duygusu zayıf olduğunda ise dışarıdan gelen en küçük müdahale bile ilişkiyi sarsabilir. Belki de evlilikte en önemli şey, önce birbirini anlamaya çalışmaktır. Çünkü evlilikte en güçlü bağ, iki insanın kurduğu o küçük ama sağlam birliktir.

Belki de evlilik dediğimiz şey, iki insanın aynı evi paylaşması değil; aynı tarafta durmayı öğrenmesidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siz Bunu Benim Sesim Sandınız

Kendine Biçilen Yerden Taşmak